ANASAYFA / DİKKATİMİ ÇEKENLER / YABANCI DİL ARACILIĞI İLE EĞİTİM
YABANCI DİL ARACILIĞI İLE EĞİTİM
  5 Temmuz 2008
  Yazıcı Sayfası

Tarih, Tekerrür, Ekonomik krizler makaleleri için
Yeni Dünya Düzeni kategorisini tıklayın

Tempo dergisi, Selin Ongun söyleşisi,
29 Haziran 2008


Geçen hafta Sultan Ahmet’te düzenlenen Konuşan Kitap Şenliği’nde Hayrünnisa Gül ile yazar Alev Alatlı arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Alatlı “Hanımefendi burada ama... Bir gün Türkiye’nin kraliçesi olursam, kimse, ne ODTÜ, ne Boğaziçi yabancı dilde eğitim yapamaz” dedi. Ve “Kraliçeliğinizi bana verir misiniz?” diye sordu. Hayrünnisa Hanım ise “Haklısınız ama yabancı dil de ihmal edilmemeli. Çocuklarımız kendilerini hem Türkçe, hem yabancı dilde çok iyi ifade edebilmeli” diyerek cevap verdi.

Kaliforniya Üniversitesi’nde psikolojik dilbilim üzerine çalışan, İngilizce ve Almancayı ileri seviyede, Rusça ve Japoncayı orta seviyede bilen yazar Alatlı, işin aslını anlattı.

Önce şu “Bir günlüğüne kraliçe olmaya” açıklık getirelim?
“Konuşan Kitap Şenliği”nde birara eğitimde kullanılan dil konusu açıldı. Yeni bir konu da değildir ama nedense bir türlü doğru dürüst gündeme gelmez.

Neden?
Kafa karışıklığı var, bu bir. Yabancı dil öğretiminde muazzam rant var, bu iki. Kafa karışıklığı şöyle: Öğrenciye anadili Türkçeye ek olarak İngilizce, Rusça, ya da hangisiyse artık, yabancı dil öğretmek bir şey; matematik, biyoloji, tarih vb. öğretmek için yabancı bir dili kullanmak ayrı şeydir. Bu ayırım kafalarda net olmadığı için, yabancı bir dilin aracılığıyla eğitim yapılmasının sakıncalarına işaret etmeye kalktığınızda, “Türkler anadillerinden başka bir dil bilmeseler de olur” diyormuş muamelesi görür, meseleyi gündeme getiremezsiniz bile. İkincisi, yabancı dil tüketiminde muazzam rant var. En dermaçatma anaokulundan, en itibarlı üniversitesine kadar, eğitim sektöründe faaliyet gösteren hemen tüm aktörlerin ortak çıkarına olan bir uygulamayı sorgulamak imkânsız gibidir. Fevkalâde güçlü bir birleşik cepheye çatılır. Bakınız, ülkemizin yetiştirdiği ender dehalardan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun serencamı. Siyasilerin de altından kalkabilecekleri bir iş değildir; gericilikten, ulusalcılığa her türlü etiketi yapıştırıverirler adama.

Hayrünissa hanım diyordunuz?
Evet, şenlikteki söyleşide Türkiye’de atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini, bu saatten sonra eğitimde yabancı dil kullanma yanlışına ancak “ben yaptım oldu” diyecek bir otoritenin son verebileceğini söyler, bir de ülkenin kraliçeliğine talip olup, ODTÜ’de, Boğaziçi’nde radikal dil reformu yapmak sözü verirken okurlarıma, Hanımefendi, tüm zerafetiyle çadıra süzülüverdi.

Pardon, siz kime zarif dersiniz?
Bir ortama usulca, efendice girmeye çalışan, içerip girip “Herkes baksın, ben geldim” tavrıyla hareket etmeyen insana zarif derim. Hayrünnisa Hanım’ın girişi çok zarifti. Efendice kendine yarılan yere geçti. Ben de şakayı kesmeyip, konuştuklarımızı özetledim. Bir de arzuhal sundum: “Kraliçeliğinizi bana verir misiniz?” O da “tabii” mealinde bir şey dedi, gülüştük. Olay bundan ibarettir, nitekim.

Size “Yabancı dil de ihmal edilmemeli” demiş ama?
Yabancı dil ihmal edilmemeli derken, elbette haklıdır. İnsanlarımızın kendilerini hem Türkçede, hem yabancı bir dilde ifade edebilir olmalarının önemi şöyle dursun, teknoloji üreten dilleri bilmemek demek, çağdaş gelişmelerin gerisine düşmek demektir ki, kabul edilemez.

Yabancı dilde eğitimin suyunu mu çıkardık?
Suyunu çıkarmak ifadesi hafif kalır! Çocuklarımızı eğitmek için yabancı bir dilin arabuluculuğuna baştan talip olmamalıydık!

“Bu kadın ulusalcı mı oldu?” diyenler olacaktır şimdi.
Beni kimin nasıl sınıflandırdığını kestirmeye çalışarak yaşayamam. İsteyen istediğini düşünsün. Bakın, öğrencinin öğrenme isteğini, bilime ilgisini, kendine güvenini yitirmesi, toplumsal bağlamda, anadiline, kültürüne olan güven ve bağlılığını kaybetmesi gibi sakıncalardan bahsetmiyoruz bile.

Neden bahsediyorsunuz?
Teknik bir arızadan söz ediyoruz. Şöyle ki, yabancı dil aracılığı ile eğitim yöntemiyle, ne fizik, kimya, matematik, biyoloji gibi temel bilimleri, ne psikoloji, sosyoloji gibi sosyal bilimleri, ne de murad ettiğiniz yabancı dili doğru dürüst öğretebilirsiniz. Yaygın inancın aksine, yabancı dil aracılığı ile eğitim, bir yabancı dil öğretme yöntemi değildir. Sanmayın ki, meselâ, ODTÜ mezunu bir mühendis ya da psikolog ‘şakır şakır’ İngilizce konuşur. ‘Şakır şakır’ da ne demekse, tabii! Kaldı ki, yabancı dilde okuma ve anlama hızı, anadile göre çok daha yavaştır. Yabancı dil aracılığıyla eğitim gören öğrencilerde bu hız anadiline göre 3-5, giderek 6-8 kat hatta daha yavaş olabilmektedir. Bu durumun öğrencide yaptığı tahribat şöyle dursun, eğitim sistemini ne denli yavaşlatabileceğini düşünün. 21.yüzyıldayız, daha da yavaşlayacak halimiz kaldı mı?

Simitçi amcaya anlatır gibi anlatır mısınız; Yabancı dilde eğitimin topluma verdiği zarar nedir?
İki ana dil olmaz. Bir tane olur. İnsan beyni bir dile göre kurgulanır. O kurguyu bozarsan çocuğu ezberciliğe itersin. Fizikte fizik hocaları olur. Ama fizikçi çıkaramazsın. Matematik öğretmeni olur ama matematikçi çıkaramazsın.

Ya “Bir dil bir insan iki dil iki insan” formülü?
Bu sözü başka bir dilde duymadım. İki insan olmak da şizofrenidir, unutmayınız.

Bir de “Görüyor musun, koskoca Türkiye’nin Başbakanı İngilizce bilmiyor. Yakışıyor mu hiç?” var. Bu bakışının neresindesiniz?
Bunu söyleyenlerin büyük bir kompleks içinde olduğunu düşünüyorum. Koskoca Amerika’nın Başkanı da Fransızca bilmiyor. Vay vay vay!

Başbakan’ın İngilizce bilmesi fena bir şey mi?
Kötü bir şey değil elbette. Fakat her tarafımızdan kompleks akıyor.

Yabancı dilde eğitim bu kompleksten mi kaynaklanıyor sizce?
Tabii ki. Sınıf atlama niyetimiz…

Ne zamandan beri öyle; Lale devri?
Batı’ya karşı yenildiğimizi hissettiğimiz andan itibaren. Önce bir fasıl Fransızca olmuş şimdi ‘monşer’lerin yerini tikiler aldı.

Anaokullarında Çince dersi talep eden veliler de var?
Velilerin çocukları aracılığıyla sınıf atlama hevesleri, akademik hafifmeşreplikle birleşince 4-5 yaş çocuklarına Çince, Japonca öğretimi gibi saçmalıklar da tanıtım broşürlerinde (ve okul ücretlerinde!) yerini buluyor tabii. Oysa, dilbilimden şu kadarcık nasibini almış her akademisyen bilir: Çocukların kavrayış ve düşünce yetenekleri, yaratıcılıkları bir ömür boyu anadillerinin ses birimlerini, sözcüklerini, söz dizimini, kavramlarını içselleştirmelerine bağlıdır. Zihinsel üretim bu temel üzerine bina edilir. Anadilini iyi bilmeyenin, hiçbir yabancı dili iyi bilemeyeceği de bir vakıadır. Bilmem siz hiç bir Türk öğretmeninin Türk öğrencilere İngilizce konuşarak fizik ya da edebiyat öğretmeye çalışmasına şahit oldunuz mu? Ben, oldum. Sizi temin ederim, kara mizahtır. Çocuklarına bu kadar düşkün, yemeyip yediren, giymeyip giydiren bizimki gibi bir toplumun, ne yapıp edip, eğitimde yabancı dil kullanmaktan vazgeçmesi yaşamsaldır.

Bu fikre karşı olanlara verebileceğiniz somut bir zarar var mı?
Elimizde ciddi araştırmalar var. Türkçeyle eğitim gören Siyasal Bilgiler Fakültesi, Mülkiye, öğrencileri ile İngilizce eğitim gören ODTÜ öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma, anadilinde anlama ve anlatım yetenekleri üniversiteye girişte SBF öğrencilerinden daha yüksek olan ODTÜ öğrencilerinin, son sınıfta, anlama, anlatma yeteneklerinin, yani, yaratıcılıklarının, SBF öğrencilerinin gerisine düştüğünü; giderek lise bitirme aşamasındaki yeteneklerinin de altına indiğini gösteriyor. Bu araştırmanın ilk verileri 2003'te iki ayrı bilimsel toplantıda açıklandı. Yeterli mi, elbette yeterli değil!

Bir günlüğüne kraliçe olsanız gerçekten tüm derdiniz bu mudur?
Yabancı dil aracılığı ile öğretim, ciddi bir eğitim reformunun ancak bir parçası olur!

Yorumlar
Yazan: eda türk
Tarih: 03 Ekim 2008 Cuma
size hayranım keşke ayda bir de olsa konuşabileceğim sizin gibi bir dostum olsa
Yazan: seda
Tarih: 02 Ekim 2008 Perşembe
ben de anadolu lisesi mezunu olarak ,ortaokul da aldığım derslerin ingilizce olması kabus gibiydi,tamamen ezbercilik,anlamaya çalışma birinci planda oluyor,sorgulama, mantık bu durumda malesef ikinci plana atılıyor...
Yazan: Salih ŞENÖZ
Tarih: 29 Ağustos 2008 Cuma
Sayın Mustafa Önder. Öncelikle beni uyardıgınız için size çok teşekkür ederim. Ben o kitabı yaklaşık 5 sene önce okudugum için o rüyayı, sizin de dediginiz gibi yanlış yorumlamışım. Özür dilerim. 5 sene sonra tekrar okudugumda, ''rüya'' dogru şekliyle zihnimde yerini aldı. Ama okurken şunu farkettim ki insan yine de bu rüyanın bitmesini hiç istemiyor :-) En azından benim milletimin yerkürede sömürgeci bir zihniyete sahip olmadıgını/olamayacagını bilmek de bu rüyanın sonunun hiç gelmemesini dahi gerektirir. Bir sabah Amerika'da uyandıgımızda veya Londra, Paris, Moskova, Roma vb. şehirlerde gezdigimizde, olayların rüyada anlatıldıgı gibi olması bize gurur vermez mi? Türkçe'nin her yerde konuşulması, Türk bayragının gururla dalgalanması gögümüzü kabartmaz mı? Çok mu ütopik oldu bu söylediklerim ya da çok mu MİLLİYETÇİ :-)
Yazan: Mustafa Önder
Tarih: 24 Ağustos 2008 Pazar
Sayın Salih Şenöz.Sanırım siz Sinanoğlu Hocamızın Bir NewYork rüyasını yanlış anlamışsınız Sinanoğlu orada benim milletim böyle şey yapmaz diyerek yazıyor o yazdıklarını.Tekrar okumanızı tavsiye ederim.Ha yine de o rüya gerçekleşsin ister misiniz o size kalmış.Şu dünyanın halini gördükçe keşke mi desek bilmiyorum.Saygılar..
Yazan: Salih ŞENÖZ
Tarih: 12 Ağustos 2008 Salı
Sayın Alev Alatlı Hocamız yine çok önemli bir konuya dikkat çekmiş ve gerçekleri acı da olsa dile getirmiş. Sayın Alatlı'ya ''gerici'' ve ''ulusalcı'' etiketi yapıştırıverirler mi bilmiyorum ama söylediklerine katılıyorum. Oktay Sinanoglu Hocanın Bye Bye Türkçe kitabında anlattıgı ve bitmesini hiç istemedigim o ''BİR NEW YORK RÜYASI''nın bir gün mutlaka gerçekleşmesini ümit ediyorum. Varsın olsun bana da ''GERİCİ'' ve ''ULUSALCI'' desinler! Ben razıyım :-)
Yazan: barış buzluk
Tarih: 11 Ağustos 2008 Pazartesi
Geçenlerde bir tanıdık geldi bize küçük oğluyla anaokuluna başlamış oğlu ve tabi ingilizce öğreniyormuş anne apple verirmisin diyormuş elma yerine annesi bununla övünüyordu oğlum ingilizce öğreniyor diye.Hangi aklı başında millet bunu yapar ki.
Yazan: Orhan YUCE
Tarih: 09 Ağustos 2008 Cumartesi
Sayın ALATLI,toplumların nasıl manuple edildiğini,insanların gerçeklere değilde inandırılmak istenene inandırıldğını, yazı ve kitaplarınızdaki oysalarla öğrenen bir okurunuz olarak benim bildiğimi si zinde bildiğinize inanıyorum. Ben biliyor ve inanıyorum ki bizim asıl sorunumuz sosyaleşemiş lumpenlerin dayatdığı içi boş ,aydınlanma adına antları olrak tekrarladıkları sınıf kavramlarının sonucudur.Hazımsız bir topluma kendi mayasının dışında dayatılan bu kavramlar maya tutmamışdır.Ama izler bırakmıştır.Bu izler toplumun genel refah ve mutlluğunu değil,toplumun fertlerinin tekil olarak ne olursa olsun sen mutlu ol yetisini kazandırmıştır.Ve tüm toplum öteki olmuştur.Bir birbirini anlamak yerine ötekileşmeyi secmiştir.Bu düşünceyi bize aşılayanlar kendinden farklı düşünenleri yok etme hakkını kendilerinde görmüşlerdir.Fertleri yok ederken aslında bir milleti ulus yapan değerleride yok etmişlerdir.Ama kimse ümitsiz olmasın.Bu büyük ulus her zaman küllerinden yeniden doğmuştur.Bu necip millet Tendürekten seslenen kahraman komandonun şiirinde beyan etdiği gibi Aksakallıların duası oldukca var olacaktır.
Yazan: Emine Ak
Tarih: 06 Ağustos 2008 Çarşamba
Marmara Üniversitesindeki lisans eğitimim sırasında Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukukunu İngilizce tercümesinden öğrenmek için sarfettiğimiz çabayı hatırladıkça çıldırıyorum. Doğal olarak öğrenilenler kalıcı olamıyor. Nasıl olur da yabancı dilde eğimitin her ders için doğru olmadığını anlayamazlar aklım almıyor.
Yazan: Alev Alatlı
Tarih: 03 Ağustos 2008 Pazar
Sevgili Orhan, Kurtlar Vadisi ne yaptı ne yapmadı bilemem :-) ama Türkiye'nin sahici meselelerine el atmaya cür'et eden ilk ve tek diziydi vesselâm!
Yazan: ORHAN YÜCE
Tarih: 03 Ağustos 2008 Pazar
Daha önceki yazılarınızda da sizinde altını cizdiğiniz gibi bir ülkeyi fiili işgal etmektense,dilini etkisiz hale getirmek o ülkeyi daha rahat sömürürlür hale getirir.Düşünce yetisini kısıtlayan bu kuşatma sanıldığının aksine tekamülün önündeki en büyük engeldir.Türkce düşünecek, ingilizce tercüme edeceksiniz ve özünüzden çıkana yabancı kalarak ,onunla bende varım diyeceksiniz.Bugün bizim mazimizde kendi geleceğini arayan birçok yabancı varken sen emperalizmin çarklarına kendini atarak, yabancılaşarak bu topluma kendini dikte etmeye çalişıyorsun.Biliriz ki bünye yabancıyı ret eder.Ancak kendine uyanı kabul eder. ********** Alev hanım,tutkunu olduğunuz Kurtlar Vadisi işlediği konularla birileri tarafından bu günkü dokunulmazlara dokunulmasında toplumu pisikolojik olorak hazırlamış olabilir mi acaba.***********
Yazan: Murat Kucuk
Tarih: 31 Temmuz 2008 Perşembe
'Dunyayi bilmeyen,dunyanin maskarasi olur'Demisti sayin Alatli.Yukarida okuduklarim acikcasi yerel tespitler niteliginde.Sayin Alatli nin kralice olma ozleminin totaliter yani,bu anlayisin dayatmaci tarafini bilmesindendir.Ve buna karsi koyabilmek adina diger bir dayatmayi ortaya koyarak,ancak bu isten yakamizi siyirabilecegimizi dusunmektedir herhalde!Yani yabanci dilde egitim bizim tasarrufumuzda ortaya konmus ve hayata gecirilmis bir uygulama degildir.Sacmaligini kanitlamaya bile gerek yoktur.Yeni dunya duzeninin turkiye cozumlemesinin bir parcasidir.Ne yazik ki kisa ve orta vadede bunu ortadan kaldiracak bir iradenin turkiye de iktidar olmasi olasi degildir.Ancak KRALICE yada KRAL olunmalidir.Size olan hayranligim devam ediyor.
Yazan: Mustafa KIZILKAYA
Tarih: 30 Temmuz 2008 Çarşamba
Selamlar Alev hanım. Yabancı dil aracılığı ile egitim konusunda düşüncelerim pek farklı degil sadece nedenleri konusunda biraz kafa yordum. Dil bir haberleşme aracı olmanın otesinde bir uretim aracidir. Nasıl kullanilacagını önce ogrenir (egitimle veya egitimsiz) sonra da uretime geceriz. Bu sebeple, teorik olarak ana dilde uretim hem bilim hemde dilin zenginleşmesi açılarından çok yararlı. Ancak, tabanı ve yüksekliği sürekli büyüyen bilim piramidine katkıda bulunmak, eskisi gibi bireysel ve saf düşünce yerine; donanımlı, disiplinli, bayrak yarışlı ekip çalışması ile mümkün. Dil ve ulus tanımıyan bu ekibin ortak dili ne yazıkki artık ana dilimiz olamıyor demek. Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim ve öğretimin ana dil ile yapılmasında büyük özen gösteriliyordu. Yabancı bilim adamlarının üniversitelerimizde türkçe ders verdikleri bir ortamdan bu duruma nasıl geldik? Kanımca, anadilimizi kısa devre etmenin zaman kazandıracağını düşündük; Ana dilin yaratıcılıktaki rolünü küçümsedik. Özetle, egitim ana dilde, yabancı dil eğitimi ise ilgi duyulan sahada olmalı. Dersler ana dilde oğretildikten sonra ilgi duyulan ders yabancı dilde tekrarlanmalı. Ancak o zaman aracın nasıl kullanılacağını aşıp üretime geçebiliriz diye düşünüyorum. Saygılarımla, Mustafa KIZILKAYA
Yazan: Gökhan Koçak
Tarih: 24 Temmuz 2008 Perşembe
Selam, Lisede (Deniz Lisesi, Heybeliada) ve üniversitede (ODTÜ) dersleri ingilizce olarak okumuş birisi olarak şunu söyleyebilirim: yabancı dilde eğitim bizim yaratıcılığımızı önemli ölçüde azaltıyor. Yaratıcı olamıyoruz çünkü okuduklarımızı anlayıp özümseyemiyoruz. Yeterince anlamadığımız için de "neden" sorusunu sormaktan çekiniyoruz. "Newton bunu neden böyle düşünmüş?", "Einstein niye böyle söylemiş?" diye sorabilmek için onların ne dediklerini doğru düzgün anlamış olmak gerekir. Yabancı dilde eğitim ise bize ancak malumat (information) veriyor, bilgi (knowledge) kazandırmıyor. "Newton ne demiş, neyi bulmuş?", "Einstein ne söylemiş?" gibi basit sorulara cevap verebilmek için malumat ediniyoruz ve formülleri ezberleyip sınıfı geçiyoruz. Veri (data), malumat (information), bilgi (knowledge), hikmet (wisdom) zincirinin ilk iki basamağında takılıp kalıyoruz. Ne ilerleyebiliyoruz, ne de yükselebiliyoruz. Batı karşısındaki aşağılık kompleksimiz nedeniyle Batı'dan gelen herhangi bir bilimsel veriyi, malumatı sorgulamaktan çekiniyoruz. Sorgulamadan da bilim olmaz. "Neden?" sorusunu sormadan da hikmet, felsefe (hikmet sevgisi) olmaz. ODTÜ'de anlamadığımız yerleri hocalardan Türkçe anlatmalarını isterdik. Bazı hocalar "in English please!" diyerek reddederlerdi; bazıları da yarı Türkçe yarı İngilizce, aslında Tarzanca, anlatırlardı. Tarzanca anlatım bile anlamamızı kolaylaştırmaya yeterdi. Hacettepe Bilgisayar'dan ODTÜ'ye yatay geçiş yapan bir arkadaşımız soru sorarken Türkçe kelimeler kullanmıştı da bütün sınıf gülmüştük: "Bu döngüdeki i değişkeni..." diye başlayan bir soruydu. Ağlanacak halimize gülmüşüz. Oktay Sinanoğlu sayesinde beynimin ODTÜ'de durdurulmuş olduğunu anladım, ama iş işten geçmişti. Bir memleket ki, üniversiteleri gençlerin beynini derin dondurucuya kaldırıyor; sonra da "biz niye geriyiz?" diye soruyor. Cevap çok yakında ama düşünme yetisi ortadan kaldırıldığı için yanıtı ancak az sayıda düşünen insan bulabiliyor. // Gökhan Koçak
Yazan: Erol TÜZGEL
Tarih: 23 Temmuz 2008 Çarşamba
Demek aramızda Mustafa ÖNDER Bey gibi konuyu temelinden anlamış, sade vatandaşın da anlayacağı şekilde açıklayabilmiş yorumcular varmış.
Yazan: Mustafa Önder
Tarih: 20 Temmuz 2008 Pazar
Burada bir cahil ya da yobaz tavrıyla kesin konuşmuş olmak istemem fakat bu konu bence bu doğrudur bence şu doğrudur denecek bir konu değildir.Yabancı dille eğitim bilimsel olarak yanlıştır.Dünya kilise kabul etse de etmese de döner.Dolayısıyla "bence yabancı dille eğitim yapmak yanlıştır" cümlesi yanlıştır.Burada doğru cümle "yabancı dille eğitim yanlıştır" 'dır.Bu bir görüş meselesi değildir ulusalcılık , liberallik , ilericilikle ya da her ne ile ise alakası yoktur.Bilimsellikle alakası vardır.Bilim "insan beyni kendi anadiliyle işlem yapan bir bilgisayardır" der, kısa ve yüzeysel olarak belirtmek gerekirse.Biz milyonlarca mükemmel güçlü bilgisayarı yanlış dil yüzünden hesap makinası gibi kullanıyoruz maalesef.Maalesefler ,esefle kınamalar bu milletin yıllardır dünya çapında bilim adamları çıkaramadığı gerçeğini de değiştirmiyor.Bu garabeti türkçenin yetersizliğine bağlayanlara da buradan anneme küfür ettikleri gerekçesiyle daha güçlüsünden bir küfür yollamak istiyorum:Sizin anneniz yetersiz hem de çok yetersiz.
Yazan: Ebru PEZUK
Tarih: 16 Temmuz 2008 Çarşamba
Merhabalar.. Alev hanim yazilarinizi ve kitaplarinizi yakindan takip etmeye calisiyorum. Cunku hakikaten yazdiklariniz benim icin bir derya deniz. Cok fazla sey ogreniyorum. Bu soylesinizi okudugumda, hayiflanmadim degil. Kitap Senligine katilmis oldugunuzdan haberim bile yoktu ve sizi dinlemeyi kacirdigima gercekten cok uzuldum. Asil konuya gelecek olursak, ben de egitimin yabanci dilde yapilmamasi gerektigi kanisindayim. Cunku bu sistemin magdurlarindan biriyim. Ilkokuldan sonra basladigim anadolu liselerinin orta okul bolumunde fen dersleri ingilizce veriliyordu, en azindan benim okulumda oyleydi. Ve aldigim o fen derslerinden hicbir sey ogrenemedim. Birakin fizigi, kimyayi, biyolojiyi anlamayi, elimizde fen bilimleri ingilizceden turkceye terimler sozlugu, ancak kelimelerin karsiligini bulmaya ve cumleleri anlamaya calisiyorduk. Bence buyuk bir kayipti. Ve bu eksikligi kapatmam ciddi bir caba gerektirdi. Sonrasinda sayisal bolume devap edip, universitede de muhendislik okudum. Fakat temelden gelen bu eksikligin universitede hortlayarak ortaya ciktigini ve fazlasiyla caba sarfetmem gerektirdigini tecrube ettim. Biz hakikaten ezberci egitim sisteminin ve yanlislarin kurbani olduk. Bizden sonraki nesiller icin ebeveynlerin daha dikkatli olmalari, cocuklarinin kac dilde egitim aldiklari ile degil de hakikaten ne ogrendikleri ile ilgilenmeleri gerekiyor sanirim. Ve su sozunuze kesinlikle katiliyorum. Bu egitim anlayisiyla, belki fizik, matematik hocalari yetistirebiliriz ama asla fizikci ya da matematikci yetistiremeyiz..
Yazan: Çağrı Yıldırım
Tarih: 06 Temmuz 2008 Pazar
Sayın Alatlı'nın anlattıklarına katılmamak elde değil. Yabancı dilde eğitimin kendi içindeki tutarsızlıkları saymakla bitmez. Kendimden örnek verecek olursam, ilkokul 5. sınıftan lise 1. sınıfa kadar müfredatımızda ingilizce dersi vardı. Dersimize gelen hocaları anlatmaya kelime bulamıyorum, ben bu insanların değil hayatında ingilizce konuşulan bir memlekete gittiklerine, bir kere olsun oturup ingilizce film seyrettiklerine bile inanmıyorum.Üniversiteyi kazandığım zaman, 1 senemi hazırlık okulu denen, eminim dünyanın başka hiçbir yerinde de olmayan, bu yere gitmek zorundaydım, çünkü 5 sene aldığım ingilizce eğitimi bana yes ve no dışında birşey öğretememişti. Allahtan üniversitede ki eğitim ilkokulda aldığım eğitimden çok daha iyiydi de (ve öğrenmeye başladıkça benimde dile merakım dahada artmıştı) hazırlık okulunu geçtim. (24 kişilik sınıfta sadece ben ve sıra arkadaşım hazırlık okulunu geçmiştik. Hazırlık okulunun yarısı kalmıştı. Bu kalanlar ya dönem tekrarı yapacaklardı yada yaz okuluna gideceklerdi. Bu arada üniversite VAKIF üniversitesi. Yaz okulu ücretleri 1000$ ın altında değildi.) Asıl mesele hazırlıktan sonra başlıyor. Hayatımız boyunca kendi dilimizde öğretilen matematik ve fizik derslerin ingilizce anlatılıyor, ama nasıl bir ingilizceyle. Ne ingilizce ne de mesleğimizi öğrenemeyeceğimiz gerçeğini, geçte olsa farkeden bizler hocalara durumu anlatmaya çalışıyoruz. Amerikanın en önemli üniversitelerinden birinde okumuş ve prof. olmuş ve en son üniversitemize rektör olmuş hocama , üniversitelerde ingilizce eğitimin doğru olmadığını, eğitim ana dilde yapılması gerektiğini anlattığımda yüzündeki o acayip ifadeyi görmenizi dilerdim. Sanki adama dünyanın düz olduğunu ispatlıyorum sandım. Neden ingilizce eğitim sorusunu sorduğumda, Türkçe kaynakların yeterli olmadığını, ingilizceyi öğrenmemiz için ingilizce eğitimin şart olduğunu yoksa unutacağımızı söyledi. İşin garibi son sınıfta yazacağım tezin ingilizce yazılması şart:D...
 
Ad Soyad :
E-posta :
Mesaj :
0 karakter yazdınız. | 2000 karakter yazabilirsiniz.
 
Gönder

Bu yazı 9448 defa görüntülenmiştir.

 

Yazıyı göndermek için aşağıdaki alana göndermek istediğiniz kişinin e-posta adresini yazınız.



Arama

Yazılar içerisinde aradığınız kelimeyi aşağıya yazınız.
 

   

   

Kitaplık
EYY UHNEM!!!  EYY UHNEM!!!

EYY UHNEM!!! EYY UHNEM!!!

Gogol'un İzinde, Üçüncü Kitap
Mihail Aleksandroviç Şolohov 100.Yıl Edebiyat Ödülü
Moskova, 2006

Anlatageldiğimin eski bir me...