YABANCI DİL ARACILIĞI İLE EĞİTİM |
|
||||||
Tarih, Tekerrür, Ekonomik krizler
makaleleri için Tempo dergisi, Selin Ongun söyleşisi, Yorumlar
Yazan: eda türk
Tarih: 03 Ekim 2008 Cuma
size hayranım keşke ayda bir de olsa konuşabileceğim sizin gibi bir dostum olsa
Yazan: seda
Tarih: 02 Ekim 2008 Perşembe
ben de anadolu lisesi mezunu olarak ,ortaokul da aldığım derslerin ingilizce olması kabus gibiydi,tamamen ezbercilik,anlamaya çalışma birinci planda oluyor,sorgulama, mantık bu durumda malesef ikinci plana atılıyor...
Yazan: Salih ŞENÖZ
Tarih: 29 Ağustos 2008 Cuma
Sayın Mustafa Önder. Öncelikle beni uyardıgınız için size çok teşekkür ederim. Ben o kitabı yaklaşık 5 sene önce okudugum için o rüyayı, sizin de dediginiz gibi yanlış yorumlamışım. Özür dilerim. 5 sene sonra tekrar okudugumda, ''rüya'' dogru şekliyle zihnimde yerini aldı. Ama okurken şunu farkettim ki insan yine de bu rüyanın bitmesini hiç istemiyor :-) En azından benim milletimin yerkürede sömürgeci bir zihniyete sahip olmadıgını/olamayacagını bilmek de bu rüyanın sonunun hiç gelmemesini dahi gerektirir. Bir sabah Amerika'da uyandıgımızda veya Londra, Paris, Moskova, Roma vb. şehirlerde gezdigimizde, olayların rüyada anlatıldıgı gibi olması bize gurur vermez mi? Türkçe'nin her yerde konuşulması, Türk bayragının gururla dalgalanması gögümüzü kabartmaz mı? Çok mu ütopik oldu bu söylediklerim ya da çok mu MİLLİYETÇİ :-)
Yazan: Mustafa Önder
Tarih: 24 Ağustos 2008 Pazar
Sayın Salih Şenöz.Sanırım siz Sinanoğlu Hocamızın Bir NewYork rüyasını yanlış anlamışsınız Sinanoğlu orada benim milletim böyle şey yapmaz diyerek yazıyor o yazdıklarını.Tekrar okumanızı tavsiye ederim.Ha yine de o rüya gerçekleşsin ister misiniz o size kalmış.Şu dünyanın halini gördükçe keşke mi desek bilmiyorum.Saygılar..
Yazan: Salih ŞENÖZ
Tarih: 12 Ağustos 2008 Salı
Sayın Alev Alatlı Hocamız yine çok önemli bir konuya dikkat çekmiş ve gerçekleri acı da olsa dile getirmiş. Sayın Alatlı'ya ''gerici'' ve ''ulusalcı'' etiketi yapıştırıverirler mi bilmiyorum ama söylediklerine katılıyorum. Oktay Sinanoglu Hocanın Bye Bye Türkçe kitabında anlattıgı ve bitmesini hiç istemedigim o ''BİR NEW YORK RÜYASI''nın bir gün mutlaka gerçekleşmesini ümit ediyorum. Varsın olsun bana da ''GERİCİ'' ve ''ULUSALCI'' desinler! Ben razıyım :-)
Yazan: barış buzluk
Tarih: 11 Ağustos 2008 Pazartesi
Geçenlerde bir tanıdık geldi bize küçük oğluyla anaokuluna başlamış oğlu ve tabi ingilizce öğreniyormuş anne apple verirmisin diyormuş elma yerine annesi bununla övünüyordu oğlum ingilizce öğreniyor diye.Hangi aklı başında millet bunu yapar ki.
Yazan: Orhan YUCE
Tarih: 09 Ağustos 2008 Cumartesi
Sayın ALATLI,toplumların nasıl manuple edildiğini,insanların gerçeklere değilde inandırılmak istenene inandırıldğını, yazı ve kitaplarınızdaki oysalarla öğrenen bir okurunuz olarak benim bildiğimi si
zinde bildiğinize inanıyorum.
Ben biliyor ve inanıyorum ki bizim asıl sorunumuz sosyaleşemiş lumpenlerin dayatdığı içi boş ,aydınlanma adına antları olrak tekrarladıkları sınıf kavramlarının sonucudur.Hazımsız bir topluma kendi mayasının dışında dayatılan bu kavramlar maya tutmamışdır.Ama izler bırakmıştır.Bu izler toplumun genel refah ve mutlluğunu değil,toplumun fertlerinin tekil olarak ne olursa olsun sen mutlu ol yetisini kazandırmıştır.Ve tüm toplum öteki olmuştur.Bir birbirini anlamak yerine ötekileşmeyi secmiştir.Bu düşünceyi bize aşılayanlar kendinden farklı düşünenleri yok etme hakkını kendilerinde görmüşlerdir.Fertleri yok ederken aslında bir milleti ulus yapan değerleride yok etmişlerdir.Ama kimse ümitsiz olmasın.Bu büyük ulus her zaman küllerinden yeniden doğmuştur.Bu necip millet Tendürekten seslenen kahraman komandonun şiirinde beyan etdiği gibi Aksakallıların duası oldukca var olacaktır.
Yazan: Emine Ak
Tarih: 06 Ağustos 2008 Çarşamba
Marmara Üniversitesindeki lisans eğitimim sırasında Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukukunu İngilizce tercümesinden öğrenmek için sarfettiğimiz çabayı hatırladıkça çıldırıyorum. Doğal olarak öğrenilenler kalıcı olamıyor. Nasıl olur da yabancı dilde eğimitin her ders için doğru olmadığını anlayamazlar aklım almıyor.
Yazan: Alev Alatlı
Tarih: 03 Ağustos 2008 Pazar
Sevgili Orhan, Kurtlar Vadisi ne yaptı ne yapmadı bilemem :-) ama Türkiye'nin sahici meselelerine el atmaya cür'et eden ilk ve tek diziydi vesselâm!
Yazan: ORHAN YÜCE
Tarih: 03 Ağustos 2008 Pazar
Daha önceki yazılarınızda da sizinde altını cizdiğiniz gibi bir ülkeyi fiili işgal etmektense,dilini etkisiz hale getirmek o ülkeyi daha rahat sömürürlür hale getirir.Düşünce yetisini kısıtlayan bu kuşatma sanıldığının aksine tekamülün önündeki en büyük engeldir.Türkce düşünecek, ingilizce tercüme edeceksiniz ve özünüzden çıkana yabancı kalarak ,onunla bende varım diyeceksiniz.Bugün bizim mazimizde kendi geleceğini arayan birçok yabancı varken sen emperalizmin çarklarına kendini atarak, yabancılaşarak bu topluma kendini dikte etmeye çalişıyorsun.Biliriz ki bünye yabancıyı ret eder.Ancak kendine uyanı kabul eder.
**********
Alev hanım,tutkunu olduğunuz Kurtlar Vadisi işlediği konularla birileri tarafından bu günkü dokunulmazlara dokunulmasında toplumu pisikolojik olorak hazırlamış olabilir mi acaba.***********
Yazan: Murat Kucuk
Tarih: 31 Temmuz 2008 Perşembe
'Dunyayi bilmeyen,dunyanin maskarasi olur'Demisti sayin Alatli.Yukarida okuduklarim acikcasi yerel tespitler niteliginde.Sayin Alatli nin kralice olma ozleminin totaliter yani,bu anlayisin dayatmaci tarafini bilmesindendir.Ve buna karsi koyabilmek adina diger bir dayatmayi ortaya koyarak,ancak bu isten yakamizi siyirabilecegimizi dusunmektedir herhalde!Yani yabanci dilde egitim bizim tasarrufumuzda ortaya konmus ve hayata gecirilmis bir uygulama degildir.Sacmaligini kanitlamaya bile gerek yoktur.Yeni dunya duzeninin turkiye cozumlemesinin bir parcasidir.Ne yazik ki kisa ve orta vadede bunu ortadan kaldiracak bir iradenin turkiye de iktidar olmasi olasi degildir.Ancak KRALICE yada KRAL olunmalidir.Size olan hayranligim devam ediyor.
Yazan: Mustafa KIZILKAYA
Tarih: 30 Temmuz 2008 Çarşamba
Selamlar Alev hanım.
Yabancı dil aracılığı ile egitim konusunda düşüncelerim pek farklı degil sadece nedenleri konusunda biraz kafa yordum.
Dil bir haberleşme aracı olmanın otesinde bir uretim aracidir. Nasıl kullanilacagını önce ogrenir (egitimle veya egitimsiz) sonra da uretime geceriz. Bu sebeple, teorik olarak ana dilde uretim hem bilim hemde dilin zenginleşmesi açılarından çok yararlı.
Ancak, tabanı ve yüksekliği sürekli büyüyen bilim piramidine katkıda bulunmak, eskisi gibi bireysel ve saf düşünce yerine; donanımlı, disiplinli, bayrak yarışlı ekip çalışması ile mümkün. Dil ve ulus tanımıyan bu ekibin ortak dili ne yazıkki artık ana dilimiz olamıyor demek.
Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim ve öğretimin ana dil ile yapılmasında büyük özen gösteriliyordu. Yabancı bilim adamlarının üniversitelerimizde türkçe ders verdikleri bir ortamdan bu duruma nasıl geldik? Kanımca, anadilimizi kısa devre etmenin zaman kazandıracağını düşündük; Ana dilin yaratıcılıktaki rolünü küçümsedik.
Özetle, egitim ana dilde, yabancı dil eğitimi ise ilgi duyulan sahada olmalı. Dersler ana dilde oğretildikten sonra ilgi duyulan ders yabancı dilde tekrarlanmalı. Ancak o zaman aracın nasıl kullanılacağını aşıp üretime geçebiliriz diye düşünüyorum.
Saygılarımla, Mustafa KIZILKAYA
Yazan: Gökhan Koçak
Tarih: 24 Temmuz 2008 Perşembe
Selam,
Lisede (Deniz Lisesi, Heybeliada) ve üniversitede (ODTÜ) dersleri ingilizce olarak okumuş birisi olarak şunu söyleyebilirim: yabancı dilde eğitim bizim yaratıcılığımızı önemli ölçüde azaltıyor. Yaratıcı olamıyoruz çünkü okuduklarımızı anlayıp özümseyemiyoruz. Yeterince anlamadığımız için de "neden" sorusunu sormaktan çekiniyoruz. "Newton bunu neden böyle düşünmüş?", "Einstein niye böyle söylemiş?" diye sorabilmek için onların ne dediklerini doğru düzgün anlamış olmak gerekir. Yabancı dilde eğitim ise bize ancak malumat (information) veriyor, bilgi (knowledge) kazandırmıyor. "Newton ne demiş, neyi bulmuş?", "Einstein ne söylemiş?" gibi basit sorulara cevap verebilmek için malumat ediniyoruz ve formülleri ezberleyip sınıfı geçiyoruz. Veri (data), malumat (information), bilgi (knowledge), hikmet (wisdom) zincirinin ilk iki basamağında takılıp kalıyoruz. Ne ilerleyebiliyoruz, ne de yükselebiliyoruz. Batı karşısındaki aşağılık kompleksimiz nedeniyle Batı'dan gelen herhangi bir bilimsel veriyi, malumatı sorgulamaktan çekiniyoruz. Sorgulamadan da bilim olmaz. "Neden?" sorusunu sormadan da hikmet, felsefe (hikmet sevgisi) olmaz. ODTÜ'de anlamadığımız yerleri hocalardan Türkçe anlatmalarını isterdik. Bazı hocalar "in English please!" diyerek reddederlerdi; bazıları da yarı Türkçe yarı İngilizce, aslında Tarzanca, anlatırlardı. Tarzanca anlatım bile anlamamızı kolaylaştırmaya yeterdi. Hacettepe Bilgisayar'dan ODTÜ'ye yatay geçiş yapan bir arkadaşımız soru sorarken Türkçe kelimeler kullanmıştı da bütün sınıf gülmüştük: "Bu döngüdeki i değişkeni..." diye başlayan bir soruydu. Ağlanacak halimize gülmüşüz. Oktay Sinanoğlu sayesinde beynimin ODTÜ'de durdurulmuş olduğunu anladım, ama iş işten geçmişti. Bir memleket ki, üniversiteleri gençlerin beynini derin dondurucuya kaldırıyor; sonra da "biz niye geriyiz?" diye soruyor. Cevap çok yakında ama düşünme yetisi ortadan kaldırıldığı için yanıtı ancak az sayıda düşünen insan bulabiliyor.
// Gökhan Koçak
Yazan: Erol TÜZGEL
Tarih: 23 Temmuz 2008 Çarşamba
Demek aramızda Mustafa ÖNDER Bey gibi konuyu temelinden anlamış, sade vatandaşın da anlayacağı şekilde açıklayabilmiş yorumcular varmış.
Yazan: Mustafa Önder
Tarih: 20 Temmuz 2008 Pazar
Burada bir cahil ya da yobaz tavrıyla kesin konuşmuş olmak istemem fakat bu konu bence bu doğrudur bence şu doğrudur denecek bir konu değildir.Yabancı dille eğitim bilimsel olarak yanlıştır.Dünya kilise kabul etse de etmese de döner.Dolayısıyla "bence yabancı dille eğitim yapmak yanlıştır" cümlesi yanlıştır.Burada doğru cümle "yabancı dille eğitim yanlıştır" 'dır.Bu bir görüş meselesi değildir ulusalcılık , liberallik , ilericilikle ya da her ne ile ise alakası yoktur.Bilimsellikle alakası vardır.Bilim "insan beyni kendi anadiliyle işlem yapan bir bilgisayardır" der, kısa ve yüzeysel olarak belirtmek gerekirse.Biz milyonlarca mükemmel güçlü bilgisayarı yanlış dil yüzünden hesap makinası gibi kullanıyoruz maalesef.Maalesefler ,esefle kınamalar bu milletin yıllardır dünya çapında bilim adamları çıkaramadığı gerçeğini de değiştirmiyor.Bu garabeti türkçenin yetersizliğine bağlayanlara da buradan anneme küfür ettikleri gerekçesiyle daha güçlüsünden bir küfür yollamak istiyorum:Sizin anneniz yetersiz hem de çok yetersiz.
Yazan: Ebru PEZUK
Tarih: 16 Temmuz 2008 Çarşamba
Merhabalar..
Alev hanim yazilarinizi ve kitaplarinizi yakindan takip etmeye calisiyorum. Cunku hakikaten yazdiklariniz benim icin bir derya deniz. Cok fazla sey ogreniyorum. Bu soylesinizi okudugumda, hayiflanmadim degil. Kitap Senligine katilmis oldugunuzdan haberim bile yoktu ve sizi dinlemeyi kacirdigima gercekten cok uzuldum. Asil konuya gelecek olursak, ben de egitimin yabanci dilde yapilmamasi gerektigi kanisindayim. Cunku bu sistemin magdurlarindan biriyim. Ilkokuldan sonra basladigim anadolu liselerinin orta okul bolumunde fen dersleri ingilizce veriliyordu, en azindan benim okulumda oyleydi. Ve aldigim o fen derslerinden hicbir sey ogrenemedim. Birakin fizigi, kimyayi, biyolojiyi anlamayi, elimizde fen bilimleri ingilizceden turkceye terimler sozlugu, ancak kelimelerin karsiligini bulmaya ve cumleleri anlamaya calisiyorduk. Bence buyuk bir kayipti. Ve bu eksikligi kapatmam ciddi bir caba gerektirdi. Sonrasinda sayisal bolume devap edip, universitede de muhendislik okudum. Fakat temelden gelen bu eksikligin universitede hortlayarak ortaya ciktigini ve fazlasiyla caba sarfetmem gerektirdigini tecrube ettim. Biz hakikaten ezberci egitim sisteminin ve yanlislarin kurbani olduk. Bizden sonraki nesiller icin ebeveynlerin daha dikkatli olmalari, cocuklarinin kac dilde egitim aldiklari ile degil de hakikaten ne ogrendikleri ile ilgilenmeleri gerekiyor sanirim. Ve su sozunuze kesinlikle katiliyorum. Bu egitim anlayisiyla, belki fizik, matematik hocalari yetistirebiliriz ama asla fizikci ya da matematikci yetistiremeyiz..
Yazan: Çağrı Yıldırım
Tarih: 06 Temmuz 2008 Pazar
Sayın Alatlı'nın anlattıklarına katılmamak elde değil. Yabancı dilde eğitimin kendi içindeki tutarsızlıkları saymakla bitmez. Kendimden örnek verecek olursam, ilkokul 5. sınıftan lise 1. sınıfa kadar müfredatımızda ingilizce dersi vardı. Dersimize gelen hocaları anlatmaya kelime bulamıyorum, ben bu insanların değil hayatında ingilizce konuşulan bir memlekete gittiklerine, bir kere olsun oturup ingilizce film seyrettiklerine bile inanmıyorum.Üniversiteyi kazandığım zaman, 1 senemi hazırlık okulu denen, eminim dünyanın başka hiçbir yerinde de olmayan, bu yere gitmek zorundaydım, çünkü 5 sene aldığım ingilizce eğitimi bana yes ve no dışında birşey öğretememişti. Allahtan üniversitede ki eğitim ilkokulda aldığım eğitimden çok daha iyiydi de (ve öğrenmeye başladıkça benimde dile merakım dahada artmıştı) hazırlık okulunu geçtim. (24 kişilik sınıfta sadece ben ve sıra arkadaşım hazırlık okulunu geçmiştik. Hazırlık okulunun yarısı kalmıştı. Bu kalanlar ya dönem tekrarı yapacaklardı yada yaz okuluna gideceklerdi. Bu arada üniversite VAKIF üniversitesi. Yaz okulu ücretleri 1000$ ın altında değildi.) Asıl mesele hazırlıktan sonra başlıyor. Hayatımız boyunca kendi dilimizde öğretilen matematik ve fizik derslerin ingilizce anlatılıyor, ama nasıl bir ingilizceyle. Ne ingilizce ne de mesleğimizi öğrenemeyeceğimiz gerçeğini, geçte olsa farkeden bizler hocalara durumu anlatmaya çalışıyoruz. Amerikanın en önemli üniversitelerinden birinde okumuş ve prof. olmuş ve en son üniversitemize rektör olmuş hocama , üniversitelerde ingilizce eğitimin doğru olmadığını, eğitim ana dilde yapılması gerektiğini anlattığımda yüzündeki o acayip ifadeyi görmenizi dilerdim. Sanki adama dünyanın düz olduğunu ispatlıyorum sandım. Neden ingilizce eğitim sorusunu sorduğumda, Türkçe kaynakların yeterli olmadığını, ingilizceyi öğrenmemiz için ingilizce eğitimin şart olduğunu yoksa unutacağımızı söyledi. İşin garibi son sınıfta yazacağım tezin ingilizce yazılması şart:D...
|
|||||||
|
|
|||||||
Bu yazı 9448 defa görüntülenmiştir.
Yazıyı göndermek için aşağıdaki alana göndermek istediğiniz kişinin e-posta adresini yazınız.
Yazılar içerisinde aradığınız kelimeyi aşağıya yazınız.
Gogol'un İzinde, Üçüncü Kitap
Mihail Aleksandroviç Şolohov 100.Yıl Edebiyat Ödülü
Moskova, 2006
Anlatageldiğimin eski bir me...